İstanbul’da yaşanan sel felaketi, kentlerin iklim değişikliği ve aşırı hava olaylarına karşı hazırlığını yeniden gündeme taşıdı. Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Prof. Dr. Burak Hamza Eryiğit, afet risklerinin azaltılmasında güvenli yapılaşma ve etkili mekânsal planlamanın önemine dikkat çekti.
Tekeli, iklim değişikliğiyle birlikte kısa sürede düşen yağış miktarının arttığını ve afetlerin ne zaman, hangi şiddette yaşanacağını öngörmenin güçleştiğini belirtti. Bu durumun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını kaydeden Tekeli, ülkelerin iklim krizinden farklı ölçülerde etkilendiğini söyledi.
Sel felaketlerinde yapılaşmanın konumunun belirleyici olduğunu vurgulayan Tekeli, binaların ve tesislerin dere ya da sel güzergâhları üzerine kurulmasının riski büyüttüğünü ifade etti. Planlama kararlarının iklim koşullarındaki değişime göre güncellenmesi gerektiğini belirten Tekeli, gelecekte kente düşebilecek su miktarına uygun kanalizasyon ve altyapı çalışmalarının önemini hatırlattı. Bu planların herkese eşit biçimde uygulanması gerektiğini de ekledi.
Eryiğit ise İstanbul’daki mekânsal planların etkinliğinin tartışılması gerektiğini söyledi. Verdiği bilgilere göre kentin yüzölçümünün yaklaşık yüzde 27’si yerleşim, yüzde 43’ü yeşil alan, yüzde 2,5’i sulak alan ve yüzde 17’si tarım alanlarından oluşuyor. Eryiğit, yaklaşık yüzde 10’luk bir bölümün yerleşim açısından doğru planlanıp kullanılmasının, nüfusun ve yapılaşmanın belirli alanlarda yoğunlaşmasını azaltabileceğini savundu.
Eryiğit’e göre yerleşim baskısının geniş bir alana dengeli yayılması, suyun toprak tarafından emilmesini kolaylaştırabilir; dere yatakları ve sulak alanlar üzerindeki tehditleri de azaltabilir. Yapılaşma yoğunluğunun dağılması, deprem başta olmak üzere doğal ve beşeri afetlere karşı metropolün yükünü hafifletmenin yanı sıra yerleşim maliyetlerini düşürme potansiyeli taşıyor.
Tekeli, afet risklerini azaltmanın yalnızca kent içi önlemlerle sınırlı olmadığını belirterek fosil yakıt kullanımının ve karbon salımının düşürülmesi gerektiğini kaydetti. Paris Anlaşması’yla 2050’ye kadar net sıfır emisyon hedeflendiğini, bu hedefe ulaşmada hidroelektrik, güneş ve rüzgâr gibi yenilenebilir enerji kaynaklarının payının artırılmasının kritik olduğunu söyledi. Tekeli, küresel ısınmanın yavaşlamasının kuraklık, aşırı sıcaklar, sel ve şiddetli fırtınaların sıklık ve şiddetini zamanla azaltabileceğini ifade etti.
Eryiğit, küresel sıcaklık artışı ve sera gazı emisyonlarındaki yükselişin çevre politikalarının önemini artırdığını belirtti. Stockholm’den Brundtland Raporu’na, Rio Konferansı’ndan Kyoto Protokolü ve Paris Anlaşması’na uzanan süreçte devletlerin yanı sıra özel sektör ve sivil toplumun da sorumluluk üstlenmesinin hedeflendiğini hatırlattı. Uzmanların değerlendirmeleri, kentlerin afetlere karşı dayanıklılığında doğru planlama ve yapılaşmanın belirleyici olduğunu ortaya koydu.
Yorumlar