Menü
HABER366
SAĞLIK1 Mayıs 2026 02:32

Beyin cerrahisinde gelişmeler: tanı, cerrahi ve tedavide dönüşüm

Son yıllarda beyin cerrahisindeki ileri görüntüleme, minimal invaziv teknikler, stereotaktik radyocerrahi ve moleküler sınıflama, tanı ve tedavide bireyselleşmeyi artırdı.

Beyin cerrahisinde son yıllarda kayda değer teknolojik ve uygulama temelli değişimler, tanı ve tedavi süreçlerini yeniden şekillendiriyor. Amaç artık sadece hastalığı çıkarmak değil; konuşma, hareket, görme ve hafıza gibi fonksiyonları en iyi şekilde koruyarak yaşam kalitesini artırmak.

Modern uygulamalar arasında ileri nörogörüntüleme teknikleri öne çıkıyor. Fonksiyonel MR, difüzyon tensör görüntüleme ve traktografi ameliyat öncesi planlama ve intraoperatif yönlendirmede kritik rol oynuyor. Bu yöntemler tümörün hayati beyin bölgelerine komşuluğunu gösterip, riskleri önceden belirlemeye yardımcı oluyor.

Ameliyat sırasında gerçekleştirilen beyin haritalama teknikleri, intraoperatif MR çekimleri ve hastanın uyanık olduğu cerrahiler; konuşma, hareket ve hafıza gibi işlevleri korumaya katkı sağlıyor. Böylece daha fazla doku çıkarılırken nörolojik kayıp riski azaltılabiliyor.

Prof. Dr. Akın Akakın bu dönüşümü şu sözlerle özetliyor: “Ortak amaç artık sadece hastalığı çıkarmak ya da küçültmek değil; bunu yaparken konuşma, hareket, görme, hafıza gibi işlevleri daha iyi korumak ve bazı hastalarda büyük ameliyat ihtiyacını azaltmak.” Minimal invaziv ve endoskopik teknikler daha küçük cerrahi koridorlar üzerinden hedefe ulaşarak doku hasarını, hastanede kalış süresini ve komplikasyon oranlarını düşürüyor.

Stereotaktik radyocerrahi yöntemleri (örneğin Gamma Knife ve lineer hızlandırıcı tabanlı sistemler) seçilmiş olgularda açık cerrahiye alternatif veya tamamlayıcı seçenek sunuyor. Endovasküler tedaviler ise özellikle anevrizma ve vasküler malformasyonların yönetiminde daha az invaziv çözümler sağlıyor.

Nöromodülasyon uygulamaları da genişliyor; derin beyin stimülasyonu (DBS), vagus sinir stimülasyonu (VNS) ve spinal kord stimülasyonu Parkinson, distoni, epilepsi ve kronik ağrı gibi durumlarda giderek artan endikasyonlarla kullanılıyor. Ayrıca MR eşliğinde odaklanmış ultrason (MRgFUS) non-invaziv bir seçenek olarak hareket bozukluklarında dikkat çekiyor.

Tümörlerin moleküler ve genetik sınıflandırılmasına dayanan yaklaşımlar cerrahi stratejilerin ve ek tedavilerin bireyselleştirilmesini kolaylaştırıyor. Hedefe yönelik tedaviler ve immünoterapiler bu süreçte önemli rol oynuyor. Bunun yanında ameliyat sırasında kullanılan bazı maddeler, tümör dokusunun daha görünür hale gelmesini sağlayarak cerrahın normal doku ile tümörü daha iyi ayırt etmesine yardımcı oluyor ve güvenli tümör çıkarımını destekliyor.